Kaybolmuştum ya da kaybolmak üzereydim. Önümde başka başka yollar, sisli puslu güzergahlar.. Bilemedim nereye gideceğimi, ne yapacağımı. Nerde olduğumu bilirsem belki, nereye gitmemin doğru olacağına da karar verebilirim dedim. Konumumu idrak edebilmem için, döndüm ve arkama baktım, geçtiğim yollara baktım.
On yılı geçkindir blog yazıyormuşum. İlk yazdıklarımı hep sildiğim ve yedeklediklerim de kişisel tarihimin dönüm noktalarından olan, 2009 bilgisayar faciasında yok olduğu için 2010 yılına kadar ulaşabildim. Henüz üniversite öğrencisiyken, ne cesurmuşum, ne özgür düşünüp ne özgür konuşuyormuşum. Sonra biraz susmuş, biraz daha konuşmuşum. Bir ara, yazdığım her şeyi yayından kaldırıp, taslak haline dönüştürüp sağlam susmuşum.
Aslında her şey, kendimi bulma, anlama ve dünyayla iyi ya da kötü iletişim kurma çabamla başlamış. Hep bi muhalefetmişim ve kendi çapımda hep yönetenlerle kavga etmişim. Kaybedecek şeylerim yokmuş demek ki hiç korkmamışım. En sıkı kavgamı da, bana korkmamı öğretmeye çalışanlarla etmişim. Sonra boşver demişim. Siyasetten uzaklaştırmışım kendimi, edebiyata vermişim. Sonra yine duramamış konuşmuşum. Sonra bana korkmamı öğretmeye çalışanlarla, çay-kahve içmişim. Sonra öğrenmişim korkmayı. Korkmuşum, susmuşum. Sonra ne dediysem hepsini dememişim gibi yapmışım. İfademi, sanatsal ifade formatlarına evirmeye çalışmış ama bir türlü becerememişim. Susmayacağım sanmışım ama sustuğum yerde kalmışım.
Bıraktığım yerden değil, başladığım yerden, eski kendimle, bir hafıza yolculuğuna yelteniyorum. Bu platformda, bir süre bu yolculuk olacak. Tabi ki otosansürü elden bırakmamak gerek.
*ADAMLAR, şarkı sözü.
Bu da konunun anlam ve önemine binaen, Müjdat Gezen abimizin bir şiiri.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
yorum yaz