ne aramıştınız?

6 Ağustos 2014 Çarşamba

faşizm söyleme mecburiyetidir

Bir ülke nasıl olur da sanatta bilimde gelişkin bir seviyede olur? Bunu herkes ezberden söyleyebilir sanıyorum. Baskı olmaz, sınır çizilmez, özgürlük olur.....

Bunun arkasına herkes kendi "ama"larını eklesin, ülkenin geri kalmışlığına cevap olsun bu da. 

Hakikaten "gerici" olarak niteleyebileceğimiz bir kesim var değil mi? Hani sadece kendi taraftarı olduğu, her şeyi bilen kişinin söylemlerini savunan, düşünme-sorgulama kapasitesi "sizden öğrenecek değiliz" le sınırlı olan kesim. Eyvallah. 

Sorun teşkil eden kesim orası mı gerçekten? 

Yoksa aydınlanmacılarda mı esas tehlike? Öyle ya, nasıl bir cemaat mensubu kendini dine hizmet eden bir organizasyonun içinde gördüğü için bütün günahlarını "dine hizmet" kılıfına sokacak egoya sahip oluyorsa bir "aydınlanmacı"nın da benzer mekanizması yok değil. 

"Ahmet Kaya'nın müzikleri güzel ama görüşlerine katılmıyorum" geyiği, Grup Yorum güzel müzik yapıyor ama "terörist" muhabbeti benim ortaokul-lise yıllarımda vardı. Toplumsal algı itibariyle mesafe katedemedik demek ki hala var. 

Bu ülkede en büyük ve en tesirli linçler "gerici" diye üzerinde mutabık olduğumuz kesimden değil de aydınlanmacılardan gelmiş olsa gerek. Yoksa Ahmet Kaya, neden bu kadar hassas biçimde nabzımıza, tansiyonumuza hitap ederken aynı zamanda hain olabilsin? Yani sözgelimi bir sosyolog çıkıp da Ahmet Kaya'nın neden bu kadar "toplumsal gerçek" olduğunu, neden bu kadar bizden biri olduğunu açıklasa "hadi ordan hain" diyecek aydınlanmacı sosyologlar türemez mi hemen. (Belki de olmuştur böyle bir şey, bilmiyorum) Söz konusu bilimsel bir mevzu olduğunda, "sosyolojiyi sizden öğrenecek değiliz" diyecek ve vatanın bölünmez bütünlüğü diye başlayan cümlelerle sosyolojiye giriş yapacak aydınlanmacılara selam olsun o zaman. 

"Öğretilmiş ve kutsal belletilmiş sınırlar dahilinde özgürlük tanımak" bütün gericilerin ortak özelliği. Aydınlanmacıların sınırlarının farklı olması ya da daha geniş olması onları gericilikten muaf mı tutar? 
"Anadolu merhametlidir ama önce diz çöktürür sonra sunar merhametini demişti" Ece Temelkuran. Tıpkı 80 öncesi devrimcilere hayran olan ama onları tam manasıyla kabullenemeyen, "çok iyisiniz de keşke namaz kılsanız" diyen amca gibi. Tıpkı 90'larda her TV programın çıkan Milli Görüşçüye, Kürt siyasetçiye ilk soru olarak "Atatürk'ü seviyor musunuz" demek gibi. Faşizm söyleme mecburiyetidir.

Fazıl Say, Hayyam dizesini paylaştığı için linç edildi. Aydınlanmacılar Fazıl Say'ın destekçisi oldu. Çünkü onlar "aydın". Destek çıkarkenki söylemler de sanatçının özgür olması üzerine. 

Orhan Pamuk, 1915 olayları ile ilgili kurduğu cümle yüzünden, bu ülkenin kendini "aydın" tarifleyen ve her fırsatta "sanat özgür olmalı" temalı konuşmalar yapan insanları tarafından dahi linç edildi. Çünkü 1915 olaylarını Orhan Pamuk'tan öğrenecek değillerdi. Milli Eğitim süreci boyunca Ermeni çetelerinin nasıl hainlikler yaptığı onlara öğretilmişti. Daha sonrasında bizzat olayın faili/şahidi komutanların anılarında yer alanlar okunmuştu/dinlenmişti. 
Pardon özür dilerim ben bu konunun uzmanı değilim. Hiçbirinizden daha fazla kitap okumadım bu konuda. Kendisini "Kemalist" olarak tanımlayan arkadaşımın biraz sonra isimlerini sayacağı kitapların hiçbirini okumadım. Ama, devletin eğitim sistemine güvenmiyorum. Devletin beni sokmak istediği kalıba girmek istemiyorum. Birtakım acıklı hikayeler duyuyorum ve üzülüyorum. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin beni hiçbir biçimde fikirsel olarak temsil etmediğini biliyorum. Bu konuda, Kemalist arkadaşımın okuduğu kitaplardan daha çok, devletin sistemsel olarak susturmak istediği, yok saydığı insanların anlattığı hikayelere şans vermek istiyorum. Bu beni hain yapar mı? 

Kürt meselesi ve 1915 olayları hakkında konuşmak, tartışmak ve bu konuları olgunlaştırabilmeye çok ihtiyacımız var. Aydınlanmacılar, lütfen müsaade eder misiniz? "Hayır senin söylediklerini duymak istemiyorum, hain adam" tribinden çıkar mısınız lütfen? Duyunca ne olacak hem? Başkaları sizin inanmadığınız düşünceleri ortaya koyunca ne olacak? Neden korkuyorsunuz? Velev ki hain olsun ! 

Yoksa kendi içinizde kurduğunuz sistemin yıkılması mı korkunuz? Yoksa insanların hainlere (!) inanıp sizi terk edeceklerinden mi korkuyorsunuz? Tezleriniz mi zayıf?

Dincilerin ateistleri düşman görmesindeki çelişki gibi bu. Yahu herkesin tuttuğu kendine değil mi? Neden alt katında oturan adamın Ateist olması uykularını kaçırır senin? İmanın mı zayıf? Zar zor dengede tuttuğun inancının sarsılmasından mı korkuyorsun? Yoksa etkileşimden mi korktun? 

İşte tam da olgunlaşma için ihtiyacımız olan şey. Sene 2014.. Hadron çarpıştırmamız şart değil gelişme için. Fikirleri çarpıştırmak yeterli. Ancak bu etkileşimden doğacak denge bizi huzura kavuşturur. 

Birisi Kürt sorunu hakkında yorum yaparken "bölücü müsün" diye atarlanmanın neresi bilimsel allasen? 

Fatih Akın'ın filminin arefesindeyiz. Aydınlanmacılardan rica ediyorum, lütfen "bölücü-hain-ajan-lobici" etiketlerini bırakınız gericiler (!) kullansın. Siz böyle yaptıkça insanlar muktediri size karşı olduğu için desteklemeye devam ediyor. Yani aslında AKP'yi bu kadar güçlü yapan sizlersiniz. 

Ben de isterim tabi kuşlar, böcekler, ağaçlar... Cıvıl cıvıl olsun her yer ama... 
Trabzonlu öğretmen abinin de dediği gibi, birtakım bedellerin ödenmesi lazım. Faşizm söyleme mecburiyeti ise, biz de faşizmin duymak istemediklerini söyleyerek, inanmasak da sırf gıcıklığına olsa da, faşizmin duymak istemediklerini söyleyerek ve tabi bedel ödeyerek başarabiliriz.

Yoksa bir faşist gider öteki gelir. ve biz de her seferinde "yalan söylüyorsun" diye yeriz tokatı.




facebook hesabınla yorum yap


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorum yaz